|
Tweet |
ALBÜMLERDE KALAN
Dün çekmeceleri düzeltirken uzun süredir gözlerden uzak kalan fotoğraf albümlerim çıktı karşıma. Birini aldım. Kapağını yavaşça açtım. Sayfaları tek tek çevirdim, içim burkularak. Her fotoğrafı uzun uzun inceledim. Göz pınarlarıma doğru inen damlalar eşliğinde eskilere dalıp “ne günlermiş” deyip kâh gülümsedim, kâh hüzünlendim.
En çok siyah beyaz fotoğraflar hüzünlendirdi beni. Kimileri rengini atmış, kimileri ise daha ilk çekildiği günkü gibi. Pırıl pırıl. Kenarları beyaz, tırtıklı. Nasıl da özlemişim albüm sayfaları arasında gezinmeyi ve resme ayrı bir güzellik veren o tırtıkları.
Bu duygu yüklü gezintiden etkilenmemek mümkün mü?
Bebekliğiniz… Attığınız ilk adım, siyah önlüğünüz, beyaz yakanız… En iyi arkadaşınızla kol kola, omuz omuza… Okul anılarınız… Gençlik çağınıza vurduğunuz damga niteliğindeki görüntüleriniz. Erkekseniz uzun saçlar, uzun favoriler, bayansanız, kısacık saçlar, kısacık favoriler, mini etekler, İspanyol paça pantolonlar, dar, kısa süveterler, kazaklar, kalın topuklu ayakkabılar…
Eski döneme damgasını vuran giysiler, dönemin saç şekilleri, yüzlerdeki o masumiyet, fotoğrafçının karşısında poz vermenin mahcubiyeti de ayrı bir güzellik.
Eski Türk filmlerinden de bilirsiniz, gelin ve damat düğün hatırası fotoğrafı çektirirken, üzerinde DÜĞÜN HATIRASI yazan çiçekli bir bezin fon olarak kullanıldığı bir duvarın önüne konulmuş sandalyelere oturtulurlar, yan yana oturmuş iki yabancı gibi poz verirlerdi. Fotoğrafçı başını üç ayaklı makinenin ön kısmında bulunan torbadan içeri sokar, resim objektife ters düştüğünde netliğini ayarlar, “çekiyorummm” der demez damat bey bir cesaret hemen elini gelin hanımın omzuna atar, fotoğrafçı da çekim işini bitirirdi.
Fotoğraf makinesi çok az kişide vardı ve bu kişiler makinelerini en değerli eşyalarını sakladıkları yerlerde muhafaza ederlerdi. Şimdikilere göre daha büyük daha ağır olan bu makineler ancak gerektiğinde saklandıkları yerden çıkarılır ve kullanılırdı. Fotoğraf çekmek ve çektirmek herkes için bir ayrıcalıktı Ya fotoğrafçıya gidilir, ya da eve fotoğrafçı çağrılırdı. Masraflı bir işti aynı zamanda fotoğraf çektirmek. Albümü olanlar ise şanslı sayılıyordu bir dönem.
Gündüz kabul günlerinde olsun, gece maaile gezmelerde olsun albüm bakmak çok önemliydi. Albüm göstermek ev sahibi olarak misafirperverliğin bir gereği sayılırdı. Bundan hem ev sahibi hem de misafir büyük keyif alırdı. Misafirin yanına oturulur, her fotoğraf teker teker gösterilir, fotoğraftaki kişilerin kimliği, ne zaman çekildiği tarihleriyle teker teker açıklanırdı. Her resme ait anı kısaca anlatılırdı. Albümünü gösteren ev sahibi apayrı bir gurur duyardı yaptığı işten; çünkü her resimden sadece bir poza sahipti ve o albümler yaşamın birer definesi gibiydi.
Artık birçoğumuzun evinde günümüzde çekilmiş fotoğrafların arşivlendiği bir albüm yok. misafirlerimize “haydi resimlere bakalım” diyebileceğimiz bir albümümüz yok. Fotoğraflarımızı göstermek için ya misafirlerimizi bilgisayarımızın bulunduğu odaya alıyoruz, ya da bilgisayarımızı onların yanına götürüyoruz. Çünkü bütün fotoğraflarımız bilgisayarlarımızın içinde.
Küçücük çocuklar da dâhil şimdi her birey birer fotoğrafçı gibi. Teknoloji o kadar ilerledi ki dijital fotoğraf makineleri her gün en yeni, en üst modelleri ile piyasaya sürülüyor. Kullanımı kolay, taşınması kolay ve hesaplı.
Şimdi bir hafıza kartı ile yüzlerce resim çekebiliyorken o zamanlar 36 pozluk filmlerle yetinebiliyorduk. Fotoğrafı da çok iyi ve dikkatli çekmek zorundaydık; çünkü hatalı bir poz bizler için hem maddi hem manevi bir kayıptı. Sonra makineden çıkardığımız filmleri fotoğrafçıya götürür iyilerinden yeteri kadar yaptırıp eşe dosta dağıtırdık. Arkasına da yeri ve tarihi yazar, sevgilerimizi belirtir, altına imza atmayı da unutmazdık. Bazen de “elini öpmeye geldim”, “sepet sepet yumurta sakın beni unutma” gibi notlar yazmayı ihmal etmezdik.
Günümüzde artık birbirimize fotoğraf imzalayıp veremiyoruz. İnternetten elektronik posta yoluyla gönderiyoruz. Bir resmin anı değeri taşıması artık kişiye özel değil. Bir tıkla yüzlerce kişiye dağıtılabiliyor.
“Nerede o sevdiğimizin koynumuzda taşıdığımız resimleri, o bakışlar, o masumiyet, ya da o gülümseme” diyemesek de, resme bakıp bakıp gözyaşları dökemesek de albümlerde kalanlar bizleri etkilemeye yetip artıyor.
Maziyi yoğun bir biçimde yaşasam da dijital fotoğraf makinemi çok seviyorum. O benim bir parçam oldu adeta. Yaşadığım her anı ölümsüzleştirmek beni çok mutlu ediyor ama albümlerde kalan resimler de hayatımın vazgeçilmezleri arasında yer almaya devam edecek.
NUR ERSEN 2007

Çok güzel, duygusal bir yazı olmuş. Bizim evlerimizde hâlâ fotoğraf albümleri var ama bizden sonraki nesil maalesef bu güzellikten yoksun kalacak. Ben hâlâ sevdiklerimin fotoğraflarından bazılarını tab ettiriyorum.