|
Tweet |
KARAGÖZ BİLGİSAYAR ÖĞRENİYOR
Dede: (Karagöz) Nerelerdesin Hacı Cavcav, günlerdir yoksun. Gözlerim yollarda kaldı.
Arda: (Hacivat) Oğluma bilgisayar almıştım Karagöz'üm, onu kurdum. İnternet bağlantısıyla uğraşıyordum.
Karagöz: Ne aldın ne aldın? Büyük saray mı aldın?
Hacivat: Büyük saray değil Karagöz’üm bilgisayar, bilgisayar.
Karagöz: Tamam tamam, anladım. Ne işe yarar bu bilgi midir, saray mıdır?
Hacivat: İçinde dünyanın bilgisini saklıyor. Dokunuyorsun düğmesine, açılıyor. Giriyorsun sayfalara, istediğin işlemi yapıyorsun.
Karagöz: Bıybıybıybıy. Bu bilgi sarayı o kadar büyük mü yani? Kocaman kocaman kapıları mı var? Beni de o saraya götürür müsün Hacivat?
Hacivat: Çok mu merak ediyorsun?
Karagöz: Çok merak ediyorum bıybıybıy.
Hacivat: Haydi o zaman bize gidelim.
(Hacivat’ın evine giderler. Bilgisayarın başına otururlar.)
Karagöz: Aman iki gözüm, bu küçücük kapaktan içeriye nasıl giriyorsun?
Hacivat: Karagöz’üm, biz kapaktan içeri girmiyoruz.
(Bilgisayarın düğmesini gösterir.)
Bak, şuradaki düğmeden açıyoruz. Öğrenmeyi istediğimiz şeyi arama sayfasına yazıyoruz. Bütün bilgiler karşımıza geliyor.
Karagöz: Nasıl yani?
Hacivat: Dünyanın öbür ucundaki olaylardan bile haberimiz oluyor. Örneğin, gezmediğin görmediğin yerleri bunun içinde görebilirsin.
(Karagöz yanındaki minderi Hacivat’ın başına indirir.)
Karagöz: Sen de görmediğin dayağı böyle yersin. Al sana! Al sana!
Hacivat: Aman Karagöz’üm, vurma!
(Karagöz vurmaya devam eder. Küt!)
Karagöz: Sen de karşımda durma!
Hacivat: Ah aman, neden vuruyorsun!
Karagöz: Hani bize gelecektin, hani şu dilekçeyi yazacaktın! Bak, akşam oluyor. Eğer göndermezsem çok istediğim o işi kaçırmış olacağım.
Hacivat: Merak etme Karagöz’üm, işte buradayım. Hemen yazar göndeririz.
Karagöz: Akşam oluyor. Ne zaman yazacaksın, ne zaman göndereceğiz. Daha postaneye gidilecek. Çok geç kaldık çok!
Hacivat: Merak etme dedim ya iki gözüm, hemen yazmaya başlayalım.
Karagöz: ( yerinden fırlar) Dur eve gidip kâğıt kalem getireyim. (Telaşla elini alnına götürür) Eyvaaah!
Hacivat: Ne oldu?
Karagöz: Evde kâğıt yok! Bir koşu kırtasiyeye gidip alayım.
Hacivat: Efendim, dilekçeni bilgisayarda yazacağız. Bunun için kâğıda ve kaleme ihtiyacımız yok.
Karagöz: O zaman hemen başlayalım.
Hacivat: Başlayalım.
Karagöz: (Yine telaşlanır) Eyvah!
Hacivat: Bu sefer ne oldu Karagöz’üm?
Karagöz: Zarfımız yok! Birazdan postane de kapanacak.
Hacivat: Zarfa da ihtiyacımız olmayacak iki gözüm. Postaneye de gitmeyeceğiz. Bilgisayardan göndereceğiz bilgisayardan! Bir dakika içinde ellerinde olur.
Karagöz: Seni gidi Hacıcavcav seni. Şimdi kafanı patlatayım da gör.
(Gümmmm!)
Hacivat: Ah kafam! Ne yapıyorsun Karagöz’üm, ne dedim ki şimdi?
Karagöz: Benimle dalga mı geçiyorsun? Bu dilekçe Adana’ya gidecek. Bu aletten nasıl göndereceksin. Kâğıdı var, zarfı var, pulu var, üstelik postacısı da var!
Hacivat: Ah Karagöz ah! Teknolojinin bize sağladığı kolaylıkları bilseydin bana böyle davranmazdın. Sana kızamıyorum. Öğreneceksin elbet ama önce şu minderi kafamdan çek.
Karagöz: Tamam Hacivat, tamam tamam, minderi çektim.
Hacivat: Gel yanıma otur, yazmaya başlayalım. Sen söyle ben yazayım, ben yazayım sen söyle.
Karagöz: Tamam oturdum.
(Dilekçeyi yazarlar.)
Hacivat: Gördün mü Karagöz’üm, dilekçen ekranda.
Karagöz: Ne? Erkan’da mı? Ne işi var benim dilekçemin balıkçı Erkan’da. Üstelik ben ondan hiç hazzetmem.
Hacivat: Balıkçı Erkan’da değil Karagöz’üm, ekranda ekranda. Yani
bilgisayarın camında.
Karagöz: Öyle desene Hacivvat! (dilekçeyi ekranda seyreder) Aaa ne güzel görünüyor.
Hacivat: (gururla güler) Şimdi oturduğumuz yerden göndereceğiz.
Karagöz: Ne? Hemen mi gidecek, hem de Adana’ya!
Hacivat: İstersen dünyanın öbür ucuna bile gider iki gözüm. Şimdi sana hemen bir e-posta almamız gerekecek.
Karagöz: Bıy bıy bıy bıy bayılırım pastaya. Benim pastam çikolatalı olsun. Üstüne ceviz serptirmeyi unutma. Yanında da çay isterim.
Hacivat: Ne pastası Karagöz’üm, ne cevizi?
Karagöz: Sana bir pasta alalım demedin mi?
Hacivat: Pasta demedim Karagöz’üm, e-posta, e-posta.
Karagöz: Efendim efendim?
Hacivat: Yani elektronik posta adresi Karagöz’üm.
Karagöz: (yerinden fırlar) Tamam Hacivat, sen yorulma ben bir koşu karşı bakkala gidip alırım.
Hacivat: Aman efendim, oturun yerinize, e-posta bakkaldan alınmaz.
Karagöz: O zaman manavdan alayım.
Hacivat: Manavdan da alınmaz Karagöz’üm.
Karagöz: Kasaptan alayım.
Hacivat: Kasaptan da alınmaz!
(Karagöz yine minderi Hacivat’ın kafasına vurmaya başlar.)
Hacivat: Niye vuruyorsun Karagöz’üm!
Karagöz: Oradan alma buradan alma, peki nereden alacağız?
Hacivat: Bilgisayardan alacağız iki gözüm.
Karagöz: Kaç liraya satıyorlar? Bak pahalıysa alamam! Zaten yanımda fazla para yok. Pazarlık yapalım. Ben çok güzel pazarlık yaparım. Birkaç tane alalım, hem ucuza getirmiş oluruz.
Hacivat: İlahi Karagöz’üm, çok hoşsun.
Karagöz: Çok mu boşum, al sana al sana!
Hacivat: Yeter vurma Karagöz’üm, kafam kırılacak. Para gerekmez.
İnternet’ten alacağız.
Karagöz: İnternet de nedir?
Hacivat: Çok geniş bir iletişim ağı Karagöz’üm.
Karagöz: Bu İnternet ağı balık ağı gibi bir şey mi?
Hacivat: Hayır Karagöz’üm. Bir haberleşme sistemi. İstersen şimdilik benim adresimden gönderelim.
Karagöz: Bıybıbıyıbıy. Çok sevindim Hacivat. Sonra bana da alırız değil mi?
Hacivat: Alırız elbet.
(Hacivat yazdığı dilekçeyi e-posta sayfasına yapıştırır. Gönder seçeneğini gösterir.)
Hacivat: Karagöz’üm, buraya tıkla.
(Karagöz bilgisayar ekranına parmağını hızla vurmaya başlar.)
Karagöz: Tık tık tık.
Hacivat: Aman ne yapıyorsun Karagöz’üm, bilgisayarı kıracaksın.
Karagöz: Tıkla demedin mi Hacivat, tıklıyorum işte. Duymuyor musun? Tık tık tık.
Hacivat: Öyle değil iki gözüm, şu mausa basacaksın.
Karagöz: Maus ne Hacivat? Yine dalga geçmeye mi başladın benimle?
Hacivat: Fare fare.
Karagöz: Fare mi? Eyvaaaah! Hani nerede? Ben fareden çok korkarım bilmiyor musun? Haydi dışarı kaçalım!
(Hacivat mausu gösterir.)
Hacivat: İşte şuraya Karagöz’üm, bunun adı fare. Tıkla buna.
Karagöz: Öyle desene, ödümü kopardın! Bastım işte.
Hacivat: Bak görüyor musun, gitti işte.
Karagöz: Bıybıybıybıy, demek bu kadar kolaydı. Bu kadar çabuk mu
gidiyordu?
Hacivat: Evet Karagöz’üm, bu kadar çabuk.
Karagöz: Yordum seni. Yardımın için çok teşekkür ederim Hacivat.Beni büyük bir zahmetten kurtardın.
Hacivat: Bir şey değil Karagöz’üm. Cevap geldiği zaman ben sana haber veririm. Şimdi bilgisayarı kapatalım.
Karagöz: (yerinden fırlar) Dur Hacivat, kapatma, bekle biraz. Valizimi alıp hemen geleyim.
Hacivat: Hayırdır Karagöz’üm, bize mi yerleşeceksin.
Karagöz: Hayır Hacivat. İstanbul’daki kardeşimi çok özledim. Sen
gitmeden bilgisayarın içine gireceğim. Sonra şu fareyle tıklayıp beni İstanbul’a göndereceksin. Söyle Hacivat, kaç dakika sonra kardeşimin yanında olurum?
Hacivat: Aman Karagöz’üm, hiç öyle şey olur mu? Hiç bilgisayarla İstanbul’a gidilir mi?
Karagöz: Neden olmasın? Dilekçe gidiyor da ben neden gidemiyorum?
Hacivat: Adı üstünde, bilgisayar bu. Bilgisayarla sadece bilgi alışverişi yapılır. Sen otobüsle git, trenle git, uçakla git. Neyle istersen git Karagöz.
Karagöz: Kızma Hacivat, şaka yaptım. Keşke bizi İstanbul’a gönderen bir bilgisayar da icat edilseydi.
Hacivat: Kızmadım Karagöz’üm. Çok şaşırdım çok.
Karagöz: Teknoloji ne güzel, ne faydalı bir şeymiş Hacı Cavcav.
Hacivat: Evet Karagöz’üm, bilgisayarımızı iyi şeyler için kullanırsak elbette faydasını görürüz. Saatlerce başından kalkmazsak ya da kötü yönde kullanırsak sadece zarar verir bizlere.
Karagöz: Yardımın için teşekkür ediyorum Hacivat.
Hacivat: Önemli değil Karagöz’üm.
Karagöz: Ben artık eve gideyim. Oğlum bekliyor. Hoşça kal.
Hacivat: Güle güle Hacivat. Yine gel
NUR ERSEN -2015

Teşekkür ederim Sibel Hanım. Değerlerimize sahip çıkmak görevimiz :)